Malpraktis

Hayatımızda çokça karşılaştığımız güncel bir sorun olan tıbbi uygulama hataları toplumun her alanında görülebilmektedir. Her gün gazetelerde ya da sosyal medya ağlarında karşımıza çıkan haberlerin bir kısmı da tıbbi uygulama hatasından kaynaklanan sorunları ele almış olup insanların mağduriyetini ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle haberleşme araçları ve basın-yayın organları aracılığıyla gündeme gelen malpraktis davaları , toplum açısından bir değerlendirmeye tabi tutuluyor ve insanların tıp uygulamalarını araştırma ve bu konu hakkında daha dikkatli davranmalarını sağlıyor. İnsanlar artık tıbbi uygulama hataları ile karşılaştığında haklarını arayabileceklerini biliyorlar.

Son zamanların çok tartışılan bir konusu olan malpraktis aslında çok yönlü bir konudur. Hukuki ve tıbbi açıdan etik, ihmal, yükümlülüklerin eksikliği gibi konuları tartışan tıp ve hukuku bir arada tutan malpraktis davaları, günümüzde güncelliğini korumaktadır ve gün geçtikçe bu sorunlar artmaktadır. Gelişen teknoloji ve tıp alanında uzman olan kişilerin yanlış uygulamaları, hukuki açıdan sorumlu tutulup tutulamayacağı özenli bir şekilde araştırıp gerçeği ortaya çıkarmakta hukuk alanının bir görevidir. Teknolojiden kaynaklanan hatalardan doktorlar sorumlu tutulabilir mi?   Tıbbi uygulama malpraktis mi yoksa bir komplikasyon sonucu mu meydana gelmiş? Bu ayrım tartışmalıdır çünkü bu ayrımın net olmaması halinde tıp alanında uzman olan kişilerin sorumluluklarının nerede başlayıp nerede bittiğini tespit etmek oldukça zordur.

Malpraktis, teşhis, tedavi, bakım ve bakım sonrası dönemde hekim ve diğer hasta ile birebir ilgilenen sağlık meslek gruplarının sorumluluğunda gelişen, hastanın hayatı ve sağlık durumuna direkt etki eden, istenmeyen olaylardır. Tıbbi uygulama hataları kapsamında bazı bulguların atlanması, yapılan tetkiklerin eksik veya yanlış incelenmesi, ilaç tedavisinde ya da bir ameliyat gibi operasyon sırasında uygulanan yanlış ilaç tedavisi, hasta bakımı açısından hastanın düşmesi ve yeterli beslenememesi, ayrıca taburcu olurken hastanın yeterli bir şekilde bilgilendirilmemesi gibi hatalar malpraktise örnek gösterilebilir. Genel olarak tıbbi uygulama hataları, dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya yetersizlik, özen eksikliği ve emir ve yönetmeliklere uymayarak ortaya çıkan hatalar olarak sınıflandırılabilir. Malpraktis, kötü ve hatalı uygulama anlamına gelmektedir. Sağlık çalışanlarının yukarıda saydığımız örneklerin sonucu olarak bir hastanın ölümüne yol açabilecek kadar yanlış tedavi uygulaması malpraktis olarak adlandırılmaktadır.

İzin verilen risk olarak adlandırılan komplikasyon, tıbbi uygulamada kötü sonuçlar meydana gelse bile bu durumdan sağlık çalışanlarına sorumluluk yükletilemeyeceğini ifade eder. Komplikasyon halinde sağlık çalışanı dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmemiş görevini gereği gibi yapmıştır. 1992 de yapılan Dünya Tabipler Birliği’nin 44. Genel Kurulunda kabul edilen bir bildirge de komplikasyon halinde yani tıbbi bakım ve tedavi sırasında ortaya çıkan ve sağlık çalışanın hatası olmayan durumlardan malpraktisin ayırt edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Hekimlerin tıbbi yanlış uygulamaları ile ilgili birçok yasal düzenleme bulunmaktadır ama ceza ve medeni kanunumuzda bu alan ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır.

Hekimlerin sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ceza hukuku açısından, fiilin hukuka aykırı olması, bir zararın ortaya çıkmış olması ve oluşan zararın hekimin kusurlu bir davranışı yüzünden meydana gelmesi, son olarak da fiil ile sonuç arasında oluşan nedensellik bağının bulunması değerlendirilir.

Borçlar hukukunun konusunu oluşturan haksız fiiller ise tazminat davalarına ilişkindir. Ceza hukuku açısından malpraktisin ağırlık derecesine göre yani taksirle yaralama, taksirle öldürme veya kasten ölümün ihmali davranışla işlenmesine göre cezai yaptırımlar uygulanır. Özel hukuk açısından, kusur bir haksız fiil sayılır. Kusurlu olduğu ispatlanan sağlık çalışanı zararı gidermekle yükümlüdür. Borçlar hukukunda tazminat davası olarak ortaya çıkan bu durumda zararın ispatı davacı hasta veya hastanın yakınına düşer. Sağlık çalışanlarının cezai ve hukuki açıdan sorumluluklarının yanı sıra bir de görevli oldukları kurumlarda idari sorumlulukları veya mensup oldukları meslek odaları açısından sorumlulukları da ortaya çıkmaktadır.

Hekimin sözleşme sorumluluğundan bahsedecek olursak doktor hastaya uygulayacağı tedavi veya ameliyat için bu konu hakkında bilgi vermesi ve hastanın iznini alması gerekmektedir. Bu durum Aydınlatılmış Onamın Alınması olarak bilinmektedir. Bu aydınlatılmış onamın hazırlanmasındaki sorumluluk tedaviyi uygulayacak doktorun sorumluluğu altındadır. Özellikle doktor uygulamadan önce hastadan yazılı bir izin alması gerekmektedir. Doktor bu metinde oluşabilecek bütün komplikasyonlardan, işlemin nasıl uygulanacağı ve sonuçlarından bahsetmek zorundadır. Tabi her muayenede yazılı izin işlemi uygulanmamaktadır. Herhangi bir risk taşımayan tedavilerde yazılı onam alınmaz. Zaten onamın varlığı hastanın doktora başvurması ile örtülü bir izinin varlığı kabul edilir.

Türk Tabipler birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. Maddesine göre malpraktis, bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi anlamına gelir. Hekime yüklenebilecek bir kusur olmadığı zaman komplikasyon olarak değerlendirilir. Bu nedenle hekime sorumluluk yükletilemez. Komplikasyon tıp da uygun  bir müdahalenin yapılmasına rağmen sağlık mensupları tarafından kabul edilen, meydana gelen kaçınılmaz zararlar olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen olay uzman bilirkişilerce tespit edilir. Ancak bu durum da komplikasyon halinde sağlık çalışanlarının sorumlu olmayacağı anlamı çıkarılmaz. Komplikasyon olarak değerlendirilen olayda hekimin sorumluluğu da bulunabilir. Hekimin sorumluluğunun bulunmadığı haller, müdahaleye başlamadan önce hastayı bilgilendirmiş olup, usulüne uygun bir şekilde onayının alınması, uygulama esnasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmesi, oluşan zararın ihmal veya tedbirsizlikten meydana gelmemesi durumunda hekimin sorumluluğu bulunmamaktadır.

Tıbbi müdahalelerde sorumluluk açısından kusur prensibi esastır. Yani hekim şanssızlıktan değil, kusurundan dolayı sorumlu olmaktadır. Danıştay, idarenin tıbbi uygulama hatasında kusursuz sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin karar vermiştir. Yargıtay’a göre ise hekimin sorumluluğundan bahsedebilmek için hekimin kusurlu olması yani özen yükümlülüğünü ihlal etmesi gerekir. Eğer tıp müdahaleleri tıbba uygun  bir şekilde yerine getirilmişse yine de tedavi sonucu hasta iyileşmemişse doktorun bundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bir kararında kusursuz sorumluluğu kabul etmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da hekimlerin kusursuz sorumluluğu kabul edilmemektedir. Bu sebeple hekimler sadece tıbbı uygulamakla yani tıbba uygun bir şekilde tedavi uygulamakla yükümlüdür. Hastanın iyileşmemiş olmaması veya zarar görmüş olması hekimin sorumlu tutulması için yeterli değildir. Bunun için hekimin de kusurlu olması gerekmektedir.

Tıp hizmeti toplumun önemli bir ihtiyacıdır. Kusursuz sorumluluğun kabulü halinde tıbbi hizmetin maliyeti de artacaktır.  Tıp mesleği mensupları tıbbi müdahale sebebi ile oluşan zararı komplikasyon olarak tanımlıyor. Fakat hukukçular, sadece hekime kusur olarak yüklenebilecek olumsuz durumları komplikasyon olarak tanımlamaktadır.  Komplikasyon zamanında fark edilmez ise ve fark edilse bile önlem alınmazsa, önlem alınsa dahi tıbbi açıdan bir değere sahip değilse malpraktisten söz edilebilir. Bu halde komplikasyon malpraktise dönüşmüş olur.

Sağlık çalışanının hukuki sorumluluğu açısından ölçü, tecrübeli bir uzman hekimin standardı esas alınmaktadır. Ancak bazı zamanlarda hekimin kişisel statüsü, hastanın beklentilerini haklı kılabiliyor. Mesela üniversite personelinden beklenen bilgiyle sağlık ocağında çalışan bir aile hekiminden beklenen bilgi farklıdır. Bir profesör gerekli tecrübeye sahip değilim diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Sağlık çalışanın kişisel statüsü ve buna karşılık savunduğu durum kusur sorumluluğu açısından cezanın belirlenmesinde önemli etkenlerdir. Bir doktordan gerekli özenin beklenemeyeceği hallerde kusurdan söz etmek doğru olmaz. Mesela aralıksız 19 saat ameliyat yapan bir doktorun yaptığı hatayla beraber doktorun dinlenmeye olan ihtiyacından dolayı hatanın doktora yükletilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Acil durumlar söz konusu olduğu zaman hekimler zamanla yarışmaktadır bu yüzden mevcut tehlikenin önlenmesi için gerekli olanı yapmak zorundadır. Baskı altında yapılan tıbbi müdahale sonucunda gerçekleşen bir hata, hekimin sorumluluğunu sınırlandırmaktadır. Kusurun belirlenmesinde, malpraktisin tespitinde bir bilirkişi bilgisi gerekmektedir. Malpraktis davalarında hâkimin ya da bir başka hukukçunun malpraktis tespiti yapması mümkün değildir. Burada söz konusu bilirkişi genellikle Adli Tıp Kurumudur. Bazı profesörlerin de bilirkişi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Danıştay da kusurun belirlenmesinde Adli Tıp Kurumundan rapor alınması görüşündedir. Yani malpraktis tespiti tıp mensupları tarafından yapılmaktadır. Bilirkişi aynı zamanda yapılan hatanın malpraktis mi yoksa komplikasyon mu olduğunun tespitini de yapmaktadır.

Her tıbbi müdahalede muhtemel riskler oluşabilir. Tehlike önceden de bilinebilir, bu halde sağlık çalışanı oluşabilecek tehlikeye karşı önceden önlem alarak, hazırlıklarını yaparak gerekli dikkat ve özeni göstermelidir. Malpraktis veya komplikasyonun tespit edilmesi, bu açıdan açılan bir davada savunmanın yapılabilmesi için tanık, doktor raporları, bilirkişi incelemesi, otopsi raporları ve tedavi sırasında oluşan maddi olgular mesela bir yara , kanıt olarak mahkemeye sunulabilir. Belgeler ile kanıtlamanın gerekliliği Yargıtay Kararlarında da görülmektedir. Bu açıdan Kanıt önemli bir unsurdur. Sağlık çalışanları bir sağlıkçı olmak dışında normal bir insanın göstermesi gereken dikkat ve özeni de göstermek zorundadır.

Günümüzde malpraktis davalarının çokluğu da bu konuda yapılan hataların varlığını göstermektedir. Özetle, hastada meydana gelen zararın malpraktis olarak nitelendirilmesi durumunda hastanın gördüğü zarardan hekimin sorumlu tutulacağı, komplikasyon halinde ise hekimden beklenen dikkat ve özeni gösterip göstermediği araştırılarak hekimin sorumluluğunun oluşmadığı sonucuna ulaşılır. Sağlık çalışanları ile hastalar arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından hekimler, hastaya verdiği zarardan Türk Borçlar Kanunun 49. Maddesi uyarınca sorumlu tutulurlar.

Sorumluluk açısından bir de hekim mesleki sorumluluk sigortaları bulunmaktadır. Bu sigorta, “mesleki uygulamalar sırasında oluşan ve hizmet alan kişiyi zarara uğratan uygulama hataları, ihmal veya özen eksikliği nedeniyle, ödenmesi gereken tazminata yönelik sigortalama işlemidir”. Hekim mesleki zorunluluk sigortası aslen zorunlu bir sigortadır. Hekimin vermiş olduğu zarardan hekime yöneltilen tazminat talebinin sigorta poliçesinde belirlenen limitler dahilinde teminat sağlayan bir sigortadır. Hekim mesleki sorumluluk sigortası Türkiye’de 30 Temmuz 2010 yılından itibaren zorunlu hale getirilmiştir. Bu sorumluluk sigortası hekimin Türkiye içinde gerçekleştirdiği tıbbi müdahale hatalarında geçerlidir. Böyle bir risk taşıyan meslekte gerçekleşmesi mümkün rizikolar yani risklerin teminat altına alınması sağlık çalışanlarının lehine olan bir uygulamadır. Her tıbbi müdahale hasta açısından bir risk taşımaktadır. Tıbbı müdahalelerin doğasından kaynaklanan riskler bazen sağlık çalışanlarının her türlü dikkat ve özeni göstermesi halinde bile ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda da büyük bir tazminat ödeme zorunluluğunun, gerçekleşmesi mümkün olan riskler açısından teminat altına alınarak tazminatın sigortadan karşılanması yerinde bir uygulamadır.

İdare tarafından yürütülen bir sağlık hizmetinin hatası nedeniyle hasta eğer zarara uğramışsa, idarenin hukuken tazmin yükümlülüğü doğmaktadır. Sağlık hizmeti sebebiyle meydana gelen zarar, idari yargıya özel bir dava olup tam yargı davası ile karşılanmaktadır. İdarenin tazmin borcunun, yani hukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, idari yargıya özgü bir dava türü olan ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenen tam yargı davası ile ortaya çıkmaktadır. İdarenin hukuki sorumluluğunda, ortada bir zarar bulunması, idareye yüklenebilen bir eylemin olması yani zararla idari faaliyet arasında bir nedensellik bağının kurulması gerekir. Eğer ortada böyle bir nedensellik bağı yoksa idarenin sorumluluğundan bahsedilemez. Danıştay’a göre idarenin hizmet sorumluluğu asli bir sorumluluktur. Sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olarak görülmesi, hizmeti sunan idareye yükümlülükler ve hastaya da haklar vermektedir. Anayasamızın 56. Maddesi ile bireylerin sağlıklı yaşam hakkı koruma altına alınmış ve bu hususta Devlet’e görev verilmiştir. 2015 yılından öne Danıştay sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden dolayı açılan tam yargı davalarında “ağır hizmet kusuru” olmasını kabul ediyordu. Ancak 2015 yılından itibaren artık “hizmet kusurunu” yeterli kabul etmiştir. 

Görüldüğü üzere sağlık çalışanlarının tıbbi müdahale yapmaları sırasında hem hukuki açıdan hem de cezai açıdan önemli sorumluluğa sahiptirler. Malpraktis davalarında hekime karşı iddia edilen suçlamaların aksini ispatlamak hekimin yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle hekimlerin söz konusu bahsettiğimiz malpraktis yani tıbbi uygulama hatalarını bilmek ve hukuksal açıdan sonuçlarını araştırmak hekimler  için bir zorunluluk olmuştur. Meydana gelen hataları azaltmak hatta mümkün olduğunca sıfırlamak için gerekli önlemler almakta fayda vardır. Hem hastaların hem de doktorların iş birliği ile hatalar azaltılabilir. Bu iki taraf arasında sistemsel bir iletişim olmalı. Hastalar daha çok bilgilendirilmeli ve bilgilendirilen hastanın imza ile onayı alındıktan sonra doktorun da bu belgeyi iyi bir şekilde muhafaza ederek mahkeme önünde kendini savunması, hukuksal açıdan önemlidir. Doktorlar da aynı zamanda alanlarında daha çok bilgilendirilmeli, dikkat ve özen açısından da mezuniyetleri sonrasında sürekli eğitim programlarının yapılması bu alanda hataları azaltabilir.

KAYNAKÇA

  1. Değer Hukuk Bürosu. Malpractice (Malpraktis) Erişim Adresi: https://www.heybetdeger.av.tr/yeni/makale/malpracticemalpraktis/
  2. Şahin, Ayşe Bilge. Tıbbi Malpraktis (Hatalı Tıbbi Uygulama) – Komplikasyon Ayrımı ve Buna İlişkin Sorumluluklar K&P Legal Hukuk Bürosu. Erişim Adresi: https://kplegal.com.tr/tibbi-malpraktis-hatali-tibbi-uygulama-komplikasyon-ayrimi-ve-buna-iliskin-sorumluluklar
  3. Ertem, G., Oksel, E., & Akbıyık, A. (2009). A retrospective review about the malpractice applications in medicine. Dirim84(1), 1-10.
  4. Hakeri, H. (2014). TIP HUKUKUNDA MALPRAKTİS KOMPLİKASYON AYRIMI. Bulletin of Thoracic Surgery/Toraks Cerrahisi Bülteni5(1).
  5. Gostin, L. O., & Wiley, L. F. (2016). Public health law: power, duty, restraint. Univ of California Press.
  6. Akgül, A . (2016). İdarenin Sağlık Hizmetlerinden Doğan Tazmin Sorumluluğu ve Danıştayın Yeni Yaklaşımı . Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 20 (1) , 269-302
  7. YILDIRIM, İ. Tıbbi Malpraktis ve Hekim Mesleki Sorumluluk Sigortası. Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, (3), 121-129.

Yanıt yok

Bir cevap yazın

Bize her yerden ulaşabilirsiniz. :)
Twitter
YouTube
LinkedIn
Share
Instagram